Çikolata kelimesi Aztek dilinde; kakao çekirdeklerinin gürültülü bir şekilde havanda dövülmesinden dolayı, "gürültü" anlamına gelen "choco" ve "su" anlamına gelen "atle" kelimelerinden türemiştir.
İspanyollar'ın Amerika'yı keşfetmeleriyle birlikte kıtadaki mevcut kitapları yakmaları nedeniyle kesin bilgiler olmasa da; çikolatanın tarihinin İ.Ö. 1500 yılına kadar gittiği sanılmaktadır. Eski Amerika uygarlıklarından Mayalar'dan önce Olmecler'in kakao ağaçlarından yararlandıkları bilinmektedir. Zaten "kakao" kelimesi de Olmec dilinden gelmektedir.
Kakao ağacına verilen önem Mayalar ile birlikte doruğa çıkmıştır. Mayalar kakaoya ilahi bir anlam yüklemiştir. Bu ürünün kendilerine tanrılar tarafından verilmiş bir ödül olduğunu düşünmektedirler. Zaten kakao ağacının bilimsel ismi "Theobroma Cacao" da "Tanrıların Yiyeceği" anlamına gelmektedir.
Değerli Çekirdekler
Çikolata, Aztekler zamanında çok popüler olmuş ve toplumun elit kesiminin içtiği bir içecek haline gelmiştir. Avrupalıların çikolata ile tanışması ise Kristof Kolomb'un keşif çalışmaları sırasında olmuştur. Kolomb'un, ele geçirdiği ticaret gemilerinde para yerine kullanılan kakao çekirdeklerinin önemini anlamasıyla Avrupalılar da bu büyülü bitkinin değerinin farkına varmıştır.
Kolomb'un İspanya Kralı Ferdinand'a sunmak üzere yanına aldığı bu çekirdekleri kralın huzuruna çıkartan kişi 1521 yılında Hernando Cortes olmuştur. Kolomb'un hayatın birçok alanında yaşadığı şanssızlıkları bu noktada da yaşadığını ve ölmeden önce çikolatanın tadına bakamadığını da belirtelim.
23 yıl sonra Dominikli rahiplerin kıtadan Kral Philip'e getirdikleri hediyeler arasında içilmeye hazır çikolata da vardı ve böylece yaşlı kıta çikolatayla tanışmış oldu.
İspanyollar Sırrı Kaptırdı
İspanyollar, içine şeker koyarak daha tatlı bir içecek haline getirdikleri çikolatanın yapımını diğer Avrupa ülkelerinden bir asır boyunca sakladılar. Ama 16. yüzyılın sonlarında kıtanın da bu tadı keşfetmesiyle İspanyollar kakao çekirdeklerini Amerika'dan alarak Avrupa'ya satmaya başladılar. İlk ticari gemi 1585 yılında Sevilla Limanı'na yanaştı.
Çikolata, Avrupa'da tanınmasıyla birlikte 17. yüzyılda kıtada büyük ilgi görmeye başlamış ve ünü her geçen gün artmıştır.
"Yenen Çikolata" 1847'de
1730'larda makinelerin kullanıma başlanmasıyla seri üretime geçilmiş ve çikolata pahalı bir besin olmaktan çıkmıştır. 1828'de Hollandalı kimyager Conrad J. Van Houten, kakao presini (Dutch Process) icat ederek kakao yağını özünden (liköründen) ayrıştırmayı başarmıştır. Van Houten böylelikle modern çikolatanın şeklini almasına büyük katkıda bulunmuştur. Yenmesi için imal edilen ilk çikolata ise 1847'de Joseph Fry isimli bir İngiliz tarafından üretilmiştir.
1875'te İsviçreli Daniel Peter sekiz yıllık bir çabanın ardından çikolatanın özüne yoğunlaştırılmış süt katmanın yolunu bularak bugünkü sütlü çikolataya babalık etmiştir.
3000 YILLIK LEZZET: DONDURMA
|
|
Sıcak yaz günlerinin gelişiyle tüketimi hızla artan dondurmanın bugün üç bin yaşında olduğunu biliyor muydunuz? Dondurma ile tanışan ilk ırkın Çinliler olduğu tahmin edilse de ilk dondurmanın yapım öyküsünün kahramanları Romalılar. Roma imparatoru Neron, savaşçılığıyla olduğu kadar boğazına düşkünlüğü ile de tanınırmış. Gladyatör dövüşlerini seyrederken, kendisine lezzetli yiyecekler sunan çeşnibaşlarını ödüllendirirmiş. Çeşnibaşlarından biri, bir gün dağın zirvesinden topladığı karları bir kaba sıkıştırarak doldurmuş. Üzerine bal ve çeşitli meyve parçaları dökerek, imparatora sunmuş. Neron, o güne kadar hiç tatmadığı bu yiyeceği çok sevmiş. Ertesi gün de köle ordusunu kar toplamaya göndermiş. Karın üzerine bal ve ezilmiş meyve döktürerek, tarihin ilk dondurmasını hazırlatmış. Romalılardan kalma bu yöntem, Anadolu'nun kimi köylerinde hala kullanılıyor. Tek farkla, onlar karı pekmezle karıştırarak, o eşsiz lezzeti yakalamaya çalışıyorlar.
|
|
Doğudan batıya uzanan Iezzet... Soguk ve buzlu içeceklerin ana yurdu, hep dogu ülkeleri. Anadolu'da yaşayanlar, Araplar ve İranlılar da "şerbet" dedikleri soğutulmuş şekerli su ya da buzlu meyve suyunu içerlerdi. Doğunun kültürüyle tanışan batılılar, bu sırada doguya has tatıarı da keşfettiler. Marko Polo'nun Çin'den getirdiği dondurma tarifleri, İtalyan aşçılara yepyeni bir ufuk açtı. Hatta onlar da kendilerince değişik dondurma türleri geliştirdiler. Fransa Kralı II. Henri ile evlenen Floransalı Catherine de Medicis'in Fransız sarayına götürdüğü aşçılar, Fransız meslektaşlarına dondurmanın nasıl yapıldığını öğrettiler. 17. Yüzyılda Avrupa'ya getirilen dondurma, ünlenerek kısa sürede yayıldı. 1676 senesinde Paris'te 250'ye yakın dondurmacı olduğu biliniyor. 1851'de de Jacob Fussel, ABD'de dondurma yapıp satmaya başladı. Değişik maddelerle hazırlanan dondurmanın italyanlara özel bir çeşidi var: Semi-freddo. Dondurma yapılırken karışım dondurulmadan önce içine kremalı bir bisküvi katılarak bu ünlü dondurma hazırlanır. O dönemlerde dondurma, etrafı buz ve tuz tabakasıyla kaplı olan döner yayıklarda dövülerek yapılırdı. 1900'den sonra sogutucu makinelerin geliştirilmesiyle dondurma daha da yayğlnlaştı. Dondurmaya çıtır Iezzet katan külahı, ilk kez 1904 'te Missouri Louis'de düzenlenen Dünya Fuarı'nda ortaya çlktı. "Dondurmam kaymak" Türkiye'de dondurma, eskiden özel dondurma dükkanlarında ya da sokak dondurmacıları tarafından hazırlanırdı, Dövme dondurma "Maraş dondurması" adıyla meşhur oldu. Salep katılarak koyulaştırılan kaynamış süt, kepçeyle karıştıra karıştıra soğutulur. Etrafı kalın bir buz tabakasıyla kaplı olan karışım dövülerek dondurulur. Böylece dondurma sakız gibi uzayan ve kolay kolay erimeyen bir hal alır. Kahramanmaraş'ta hazırlanan dövme dondurma, kasap çengeline asılarak ve dönerci bıçağına benzer bır bıçakla kesilerek satılır.
|
|
Dondurma sektörünün lideri: Dondurma denildiginde akla gelen ilk isim Algida. Üstelik sadece Türkiye'de degil, dünyanın 109 ülkesinde de böyle. Üretim fabrikasını 1990 yılında Çorlu'ya kuran Aigida, Türkiye'de hızla gelişti. Algida-Türkiye, bugün başta Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlar olmak üzere 10 ülkeye ihracat yapıyor. Son derece çağdaş donanımlara sahip fabrikanın üretimde en çok dikkat ettigi unsur hijyen. Üretimin her aşamasında mikrobiyolojik kontroller yapılıyor. Algida, Türkiye pazarına girdigi 10 yılda dondurma tüketim alışkanlıgımızı değiştirdi. Bunu da ülkemizin her köşesine ürünlerini götürerek ve dondurma çeşitlerini sürekli yenileyereksağıadı. Algida'nın yürüttüğü çalışmalar sonucu ülkemizde dondurma tüketimi arttı. Firmanın temel felsefesi: Her yaşa ve her bütçeye uygun bir Algida mutlaka bulunur.
|
|
Dondurma nasıl yapılır? Dondurma, hammaddesine göre sütlü ve meyveli dondurma olarak ikiye ayrılır. Sütlü dondurma yaparken süt ile birlikte şeker, salep, vanilya, kakao ve yumurta gibi malzemeler kullanılır. Meyveli dondurma hazırlarken seçenekler öyleçok ki... Portakal, limon, vişne, çilek gibi meyvelerin suları ya da püreleri kullanılır. işte bu aşamada dikkat edilecek püt noktalar var. Dondurma yapımında kullanılan meyve suyu kaynatılmaz. Çünkü kaynamış meyve suyu, dogal Iezzetini yitirir. Dondurmaya katılan şekerin miktarına da çok dikkat etmek gerek. Fazlası, dondurmanın çok tatlı olmasına ve makinede çevilirken yumuşak kalmasına neden olur.
|
|
Modern makine ile dondurma yapımı Dondurma makinelerinin bir çok çeşidi varsa da hepsinin temelde iki özelligi birbirine benzer. Kuru soğutma sistemleri ve kazanlarında likit SIVI içermeleri. Profesyonel dondurmacılar, pratiklik sağıadıgı için modern makineleri tercih ederler. İyi bir dondurma servisi için sütlü dondurmaların -25 °C ila -30 °C, meyveli ve italyan tipi dondurmaların ise -18 °C ila -22 °C'de saklanması gerekir.
|
|
Elle çevrilerek yapılan dondurmalar Uzun ve dar olan ahşap bir fıçı içersine, çevirme kolu olan metalden yapılmış daha ince bir kazan yerleştirilir. Fıçı ile kazan arasındaki boşluk, bir kat ince kırılmış buz ve bir kat tuz ile sıkıca doldurulur. Hazırlanan dondurma karışımı, kazana boşaltılıp kazanın kapagı kapatılır. Çevirme koluyla sürekli kuwetlice çevrilir. Bu işlem sırasında eriyen su, fıçının musluğu açılarak boşaltılır. Tekrar buz ve tuz takviyesi yapılır. Karışım, yaklaşık 45-60 dakika çevrilerek dondurulur. Dondurmanın kıvama geldiği, çevirme kolunun zor hareket etmeye başlamasıyla anlaşılır. Hazırlanan dondurmanın üzerine havlu kapatılır, eriyen suların yerine buz ve tuz ilavesi yapılarak daha sonraki servisler için saklanır. Bu yöntem Anadolu'da hala yer yer kullanılıyor. Dövme dondurma yapımı Dövme dondurma yapımında kullanılan yöntem, çevirme dondurma yapımında kullanılan yöntemin hemen hemen aynısıdır. Kazan içerisine dökülen saleple pişirilmiş dondurma, kenarlardan içe doğru agaç spatulayla karıştırılır ve kıvam almaya başlayınca ahşap tokmakla sakız haline gelinceye dek dövülür. | Her tülü Blog'un özgürce yayınlandıgı bu internet denizinde blog'lardan seçilmiş alıntılar takip edilen siteler ve popüler olan olmayan hertürlü blog'dan derlemeleri bulabileceginiz yeni bir blog.
Firefox 2 İnternet tarayıcıları pazarındaki pazar payı her geçen gün artan Firefox, yeni yüzüyle karşımızda: Firefox 2. Gecikmeden siz de edinin.
Firefox 2'yi indirmek için aşağıdaki resme tıklayın:

Alıntı
Blog yazmak isteyen arkadaşlara önerilerim
blog, Blog yazmak, Blogcu, Blogger, internet, Live Sapaces, Seo, Turkiyede blog, weblog, WordPeess
Günümüzde bloglar neredeyse tüm interneti işgal etmiş gibi görünüyor ve her geçen gün yeni yeni bloglar bloglar alemine katılıyor. Ülkemizde nitelikli blog yazarlığı dünyadaki gelişmelere paralel olarak sürekli artmakta, her ne kadar ülkemizde ve dünayda sayı olarak bloglar çok fazla isede bunların yarısından fazlası atıl durumda, spam olarak nitelendirilebilecek sayfalardan oluşuyor. İnternetle haşırneşir olan yeni nesil gençler başta olmak üzere her meslek grubundan insan bir blog yazıyor, örneğin renkliblog.com blogunun yazarı Erman 14 yaşında genç yaşına rağmen derslerinden arta kalan zamanında bloguna girdi ekleyerek ileride belki iş başvuru formlarında referans olarak göstedebileceği harika bir bloga sahip. Bir diğer blogda aoutocadgunlugu.com bu blogda meslek gruplarına örnek olabilecek çok dinamik bir blog, bünyesindeki autocad kullanıcısı ve eğitmeni olan yazarları ile aoutocad kullanan internet kullanıcılarına yönelik makaleler yazmaktalar. Ayrıca blogları bünyesinde toplayan blog birliklerde var bunlara örnek ise blog kardeşliği ve bloglar alemini gösterebilirim.
Bir blog yazarı olmaya karar verdiyseniz eğer öncelikle kendinize bir ana konu seçmelisiniz, ana konuların yanı sıra popüler konularada değinebilirsiniz elbette. Blogunuzu yazarken ilk zamanlarda çok fazla okunmadığını düşünerek sıkılabilir yada vazgeçme teşebbüslerinde bulunabilirsiniz (bende bunları yaşadım) lakin yazılarınızı blogunuza eklerken aklınızda olması gereken öncelikle kendiniz için yazmak, yani yazdıklarınız sizindir ve her zaman orada olacaklar, yazdıklarınız hiç bir zaman kaybolmaz.
Şimdi bazı teknik detayları örnekler vererek herkesin anlayabileceği tarza yazıya dökmeye çalışacağım.
İlk önce bazı sorular ve onlara cevaplarım ile başlayalım;
Soru: Yazdıklarım hep orda kalacakmı yani belli zaman arlıklarıyla bir yerlere kaybolmaz değilmi?
Cevap: Bloglar sürekli güncellenen içerikleri ile diğer sitelerden farklıdır, tüm blog yayınlama sistemleri (örneğin; WordPress, Blogger, Live Spaces vs.) en son girilen yazıyı ilk sırada gösterir ve yazılan her yazının kendine ait bir adresi (permalink)’i olur, bu adresler o yazının kalıcı adresleridir ve siz girdi ekledikçe örneğin ana sayfada 10 yazı görüntülenmektedir sizin 11. yazının ana sayfada görünmez ikinci sayfada görünür bu 11. yazının bir adresi vardır ve oradan ulaşabilir okurlar. Tüm blog yazma sistemleri kategorileme, etiketleme gibi seçeneklere sahiptir bu sayede yazdığınız yazılara bir kategori yada etiket eklediğinizde daha düzenli bir bloga sahip olabilirsiniz, etiketleme nedir bunu yazımın lerleyen bölümlerinde öğreneceksiniz. Ayrıca blog sistemleri yazıların tarihlerine göre bir arşiv tutarlar. Tüm bu yazdıklarımdan sonra şunu anlamalıyız yazdığımız yazılar hiç bir zaman kaybolmaz ve blogumuza her eklediğimiz yazı kendine ait bir sayfaya sahip olurlar.
Soru: Beni birileri nasıl okuyacak benden nasıl haberda olunur. Link (bağlantı) eklemek diye bişi var ama nasıl neden şartmı?
Cevap: Bizler her sektörden her mevkiiden insanlar internette blog yazmamızdaki sebeb internetin çok kısa sürede çko fazla kişiye ulaşma becerisini kullanarak fikirlerimizi, deneyimlerimizi veya konu neyse o konu üzerinde çalışmalarımızı paylaşmak, göstermek okuyucu ve ziyaretçilerin yorumlarını alarak, o konu ve sektördeki diğer kişier ile iletişim kurarup bu çalışmalarımızı dahada geliştirmek isteyişimizdir. Tabiki daha öncede yazdığım gibi blog yazmamızın çok çeşitli nedenleri olabilir yinede her blog yazarı ne için yazıyorsa yazsın blogunun okunmasını ister, okunmasını istemediğimiz bir şeyi neden internette blogumuza yazalımki? Dolayısıyla bir şekilde insanların blogunuzdan haberdar olmasını sağlamamız gerekmekte, daha önceleri bu konuda bir kaç yazı yazmıştık blogunuzu popülerliştirmenin yolları, Wordpress blogunuzun hitini arttırma yöntemleri, Blogunuzu popülerleştirmenin yolları, İyiki doğduk blog ve ben gibi. Şimdi bunu daha basite indirgeyerek nasıl blogunuzun okunmasını ve nasıl insanların sizin blogunuzun varlığından haberdar olabilmelerini sağlayacağınızı yazmaya çalışacağım. Öncelikle yukarıda değindiğim bir blog yazarı olmaya karar verdiğinizde neler yapmanız gerektiği kısmına geri dönmeliyiz. Orada yazdığım gibi öncelikle bir konu bir alan yada bir tarz seçmeliyiz kendimize bu yoksa kendi tarzımızı oluşturmalıyız ki bu biraz daha meşakkatli uzun çalışama gerektiren bir iştir. Blogumuzu yazmaya başladığımızda göreceğizki bizim gibi aynı konuda yada alanda yazan insanlarda var, aynı sizin gibi size benzer konularda alanlarda çalışan ve yazan insanlarla iletişime geçin, o kişilerle internette tanışın organizasyonlara katılın(bloglar alemi, blog kardeşliği gibi organizasyonlar), onları takip edip yorumlarıızla katılın ve yazdıkları yerlerde sizin blogunuzunda bağlantısını (link) vermelerini rica edin. Burada link sitenizin bağlantı adresidir ve sizin blogunuza benzer bloglardan link almanız sizin blogunuzun okunmasını sağlayacak en önemli faktörlerden biridir fakat şunu bilmelisiniz 100 tane sıradan siteden link almak yerine 1 vey a 2 tane önemli popüler blog yada siteden link almak yani o popüler site veya bloglarda blogunuzun bağlantısı olması daha faydalı ve etkilidir. Unutmayın eğer yazdıklarınızdan eminseniz ve gerçekten özgün kendinize ait yazılarınız varsa blogunuzda bunu görmezden gelemeyeceklerdir. İnternette kaliteli işler her zaman eninde sonunda kazanır yapmamız gereken ilk başlarda biraz sabredip beklemek. Son olarak arama motorlarında üst sıralarda olmakta blogunuzunçok okunmasını sağlayacaktır fakat istediğiniz okuyucu kitlesine bu yolla ulaşmanız pek mümkün olmayabilir zira arama sonuçlarından gelen ziyaretçiler çok farklı beklentilerle blogunuza gelecektir bunu ben şahsen blogumda yaşamaktayım, aram motorularında üst sıralarda çıkmak ile ilgili makaleye şuradan ulaşabilirsiniz Arama motoru optimizasyonu.
Soru: Etiket nedir?
Cevap: Etiket şurada “Etiketlemece” başlıklı makalemde yazdığım gibi Web 2.0 denilen yeni nesil internet oluşumlarının bir parçası olaran bir nevi kategorileme sistemidir. Etiketleme sayesinde blogumuza eklediğimiz girdileri daha etkin bir şekilde sınıflara ayırabiliriz. Örnek olarak benim blogumda etiketleri inceleyebilirsiniz, göreceksiniz her yazının etiketleri o yazının içeriğine ait bilgiler vermekte. Bu sayede okuyucular ilgilendikleri etiketleri takip edebilirler ve o etikete ait diğer yazılarada ulaşmaları kolaylaşır ayrıca technorati gibi blog takip siteleride bu etiketleri kendi sistemlerinde kullanırlar.
Soru: Yardım almak için ana sayfadan tıkladığım her yer ingilizce ve ben ing bilmiyorum ve bunun sıkıntısını acaip yaşattı blog işi bana sanırım çok beceriksizim.
Cevap: Ne yazıkki kullandığımız blog sistemlerinin ve blog yazmak ile ilgili makale ve bilgilerin tamamına yakını yurt dışı kaynaklı yabancı kaynaklardan gelmekte, dolayısıyla ihtiyaç bu kaynakların Türkçe’ye çevrilmesi. Bu konuda yapacağımız ya ingilizcemizi geliştireceğiz yada çeşitli Türkçe forumları örneğin WordPress için WordPress Türkiye blogu ve forumları gibi kaynakları takip etmemiz gerekiyor. Forum siteleri yapısı itibari ile bilgi alışverişinin olduğu sitelerdir ve forumlarda istediğiniz soruyu sorma imkanınız mevcut.
Soru: Blog yazmaya karar verdim acaba hangi blog sistemini kullanmalıyım?
Cevap: Blog yazmak isteyen bir kullanıcı için en başta ve en önemli konu bence yazdığı blog sisteminin güvenilirliğidir, güvenilir bir blog sisteminde yazdığınızdan emin olun. Benim gibi programlamabilgisine sahip iseniz zaten bu soruyu sormanıza gerek yoktur çünkü kendi barındırma servisinizde (hosting) günümüzüne en güvenilir ve en popüğler blog sistemi olan WordPress’i kurup kullanırsınız. Fakat programlama bilgisi yani Php Mysql vb. kullanma bilginiz yok ise ücretsiz blog yazma servislerinden faydalanmanızı öneririm bu sayede bir ton ıvır zıvırla uğraşmadan kolayca blogunuzu yazıp hazırlayabilirsiniz. Bu servislere örnek oalrak en başta Blogger’ı tavsiye ediyorum, Blogger Google şirketinin satın almasından sopnra hızlı bir gelişme gösterdi, şimdilerde kendi alan adınızı bile ücretsiz olarak kullanmanıza imkan sağladı ve daha geçen hafta içi Türkçe dili dahil bir çok dile çevrildi, Blogger’ı kendi dilinizde kullanabilirsiniz [via]. İkinci sırada WordPress.Com diyorum, WordPress Blogger gibi hatta daha fazla özelliği barındırmasına rağmen şu anda çoğu hizmeti ücretli vermekte yinede ücretsiz blog sistemleri sorulduğunda ilk sıralarda tavsiye edeceğim blog sistemlerinden biridir ve oda Türkçe [via]. Üçüncü olarak Blogcu.Com’u tavsiye ederim her ne kadar Blogcu.Com’da bulunan bloglar içersinde nitelikli bloglarla karşılaşmak güç olsada sistem olarak gayet yeterli özellikleri mevcut, son haftalarda aldığımız bir habere göre Nokta iletişim teknolojileri A.Ş’nin Blogcu.com’u satın alması Blogcu.Com’u daha güzel günlerin beklediğine dair bir beklenti yarattı umarım öyle olacaktır [via]. Son olarak Live Spaces’i tavsiye edeim fakat Live Space yukarıda tavsiye ettiğim blog sistemleri kadar özgür bir sistem değil sadece Live Messenger (Msn) ile entegre bir yapısı olduğu için kullanıcılara cazip gelmektedir yinede blog yazmaya kolay bir şekilde başlamak istiyorsanız Live Spaces size uygun olabilir Türkçe dil desteği var [via]. Yazımın ilerleyen bölümlerinde Bloglar arasında geçişi anlatmaya çalışacağım.
Soru: Bir blogum var ve ben artık başka blog sistemine geçmek istiyorum eski blogumdaki yazıları yeni bloguma nasıl taşırım?
Cevap: Başta şunu bilmeliyiz; her blog sistemi bir veri tabanı kullanır, bir birlerinden farklı blog sistemleri dahi olsa hepsinin benzer bir database yapısı vardır ve hepsi RSS ile içerik akışına sahiptir, bundan anlayacağınız blogunuzdaki yazıları başka bir bloga aktarmak her zaman mümkündür. Peki bunu nasıl yapacağız?. Eski blogumuzdaki yazıları yeni blogumuza taşımak sanıldığı kadar zor bir şey değildir fakat hangi blog sistemini kullandığınıza göre değişiklik gösterebilir, şimdi en çok kullanılan blog sistemlerinde nasıl bloglarınızdaki yazıları başka bloga taşıyabileceğinizi size anlatmaya çalışacağım;
WorPress 2.1.1 ve üst versiyonlarında standart olarak dışa aktarım (Wp Export) mevcuttur buradan blogunuzdaki tüm içeriği (tema, görünüm ve diğer dosyalar hariç) bir başka WordPress bloguna aktarmak için bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Bir başka blog sisteminde örneğin Blogger’da bulunan bir blogdan WorPress bloguna yazılarınızı aktarmak içinse yine admin yönetim menüsünde içe aktar kısmında yandaki ekran görüntüsünde göreceğiniz gibi bir seçenek mevtut bu sayede;
- LiveJournal (Bir LiveJournal XML aktarım dosyasından yazıları içe aktarabilirsiniz)
- WordPress (Bir WordPress aktarım dosyasından yazıları, yorumları, özel alanları, sayfaları ve kategorileri içe aktarabilirsiniz.)
- Textpattern (Textpattern Blog’dan kategorileri, kullanıcıları, yazıları, yorumları ve bağlantıları içe aktarabilirsiniz.)
- RSS (Rss beslemesinden yazıları içe aktarabilirsiniz)
- GreyMatter (Greymatter blog’dan kullanıcıları, yazıları ve yorumları içe aktarabilirsiniz.)
- Eski Blogger (Eski Blogger blogunuzdan yazıları, yorumları ve kullanıcıları içe aktarabilirsiniz.)
- Dotclear (DotClear blog’dan kategorileri, kullanıcıları, yorumları ve bağlantıları içe aktarabilirsiniz.)
Blogware (Blogware’den yazıları içe aktarabilirsiniz)
- Movable Type ve TypePad (Movable Type veya Typepad blogdan yazıları ve yorumları içe aktarabilirsiniz)
Eğer eski kullandığınız blog sistemi bunlardan biri değilse korkmayın blogunuzun kesinlikle bir RSS beslemesi vardır bu RSS beslemesini kullanarak blogunuzu taşımanız mümkündür tabi RSS ile taşımada bazı sorunlarla karşılaşabileceğinizi hatırlatırım. Live Spaces’deki yazılarınızıda WordPress’in bir eklentisi sayesinde WordPress blogunuza aktarmanız mümkün. Eklenti için WordPress Plugin sitelerine bakabilirsiniz. Eğer Mysql ve Php programlama dillerine hakim biri iseniz ve kendi sunucunuzada barındırdığınız bir blogunuz varsa benim gibi zaten direk veri tabanına girip veri tabanının bir yedeğini almanız mümkün ama ben bu makalemi bu konuları bilmeyen kullanıcılar için yazdığımı bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Bu makalemi tam 1 saatte yazdım umuyorum blog yazmak isteyen arkadaşlara faydalı olacaktır, yazımın başında belirttiğim gibi bazı karmaşık teknik detayları örnekler vererek herkesin anlayabileceği tarza yazıya dökmeye çalıştım, malumunuzdurki her bilgisayar kullanıcısı ve her blog yazmak isteyen kişi bu teknik detayları bilmemez bu doğaldır bu teknik detayları daha basite indirgeyip anlaşılır bir biçimde yazmak benim için gerçekten çok güçtü. Lütfen sorularınızı ve varsa eklemlerinizi yorumlarınızda yazıp bizimle paylaşın.
Kolay gelsin, özgürce! bloglamalar dilerim.
Etiket: blog, Blog yazmak, Blogcu, Blogger, internet, Live Sapaces, Seo, Turkiyede blog, weblog, WordPeess. Anka haber ajansının geçtiği habere göre savcılığa MSN şifrem çalındı diye başvuranlara kısa sürede kimin çaldığı ve kimin kullandığını tespit etme haberi verildi.Tabiki savcılığa başvurmadan Microsoft'un Türkiye temsilciliğini arayıp hesabınızı geri almanızda mümkün, bunun için size yöneltilecek bir kaç sorudan (hesabın size ait olduğunun anlaşılması için gereken doğru cevaplamanız gereken bir kaç soru) bir kaçını doğru cevaplamanız halinde Microsoft'un Türkiye size hesabınızı verecektir. Konu hakkında detay tam burada.
Kişisel haberleşme ve sohbet programı MSN şifresi çalınanlara iyi haber. Ankara Adliyesi, MSN şifresinin çalındığı iddiasıyla kendilerine yapılan başvurularda olumlu sonuçlar aldıklarını belirtti.Teknolojinin yaygınlaşmasıyla internet üzerinden yapılan haberleşmelerde büyük oranda bir artış meydana geldi. İnternet üzerinden yapılan haberleşmelerin büyük bir bölümünü de kullanıcıların karşılıklı kullandığı MSN programı oluşturuyor. Ankara Adliyesi Cumhuriyet savcıları, son dönemlerde kendilerine 'MSN şifremi çaldılar' şeklinde başvuruların yapıldığına dikkat çekerek, "MSN şifresini kimin çaldığını ve kullandığını kısa sürede tespit edebiliyoruz" haberini verdi.MSN şifre hırsızları hakkında bilişim suçlusu işlemleri yaptıklarını belirten yetkililer, MSN şifresini çalanları nasıl yakaladıklarını da şöyle anlattı:"Microsoft Corporation'un Türkiye Temsilciliği İstanbul’du. Bu şirkete yazı yazarak, şifresi çalınan kişinin adresini kullanan kişilerin IP numaralarının tarih, ve saat detayları ile birlikte savcılığımıza gönderilmesini rica ediyoruz. Yaptığımız başvuru üzerine şirket, IP noların, tarih ve saatlerin olduğu dökümü bize gönderiyor. Daha sonra IP noları, karşısındaki tarih ve saatleri İl Telekom Müdürlüklerine göndererek kullanıcıları tespit ediyoruz" bazılarımız hatırlar patlayan şeker vardı çoçukların eglencesi şimdi neoldu diyenler vardı patlayan şekere.
hala var hemde eskisinden daha fazla çeşidiyle patlayan şekerli çikolata,patlayan şekerli lolipop,patlayan şekerli mısır gevregi.
her çeşidi var artık nostalji yaşamak isteyen herkeze duyurulur. :))
|
space'ime hoş geldiniz meyaba hepinize! |
en iyi kutlama mesaji
Geçmiş,gelecek, Kandil, Ramazan, Kurban, yeniyıl, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 3 Ocak, 5 Ocak, 1 Mayıs, doğumgünü, sevgililer günü, zifaf gecesi, evlilik yıldönümü, Çorumun kurtulusu her nekadar önemli gün varsa şimdiden kutlu olsun.
GÜLÜŞÜN
Gülüşünde bir mana var, Saklayamazsın. Sarılışında ne düşler, Ne düşükler, Sakınamazsın.
Aynı yolları, Kimsesiz mekanları, Birlikte özleme hasreti... Yalnızlığımın dert ortağı gastrit...
Gülüşünde bir mana var, Saklayamazsın.
Bütün iç savaşlarda, Rehin alındı bu yürek Kandıramazsın.
Hangi çekilişin Büyük ikramiyesi bu, En uzak sevişmelerin Yeni yetme utancı. Lakin aşk, Biraz da utanmaktır yaşamaktan, Sakınamazsın... Yeni yetmelik işine gelince: O zaten hepimizin gizli öznesi Türkçede var. Bazı dillerde yok.
Gülüşünde bir mana var, Saklayamazsın. Kime niyet kime felaket bu aşk, Anlayamazsın.
Ödümüz patlıyor acı çekmekten Oysa; Biraz da acıdır, Aşkın mayası. Kaçınamazsın.
Gülüşündeki manayı saklayamazsın. Tutunacak yerimiz yok, Resmi tutanaklarda.
Gülüşünde bin yıllık hasret var, Saklayamazsın. .......................... Bu yazık karşılaşmanın Alnımıza çakılıyor anafikri:
Aşka cesaretimiz yoksa Başka zaman görüşürüz!
YILMAZ ERDOĞAN
|